HASBEKLİ MAHMUT PEHLİVAN -2
Mahmut hiç ses çıkarmadan dinler annesini. Bir süre devam eden nasihatlerin ardından Asiye kadın kararlı bir biçimde Mahmut’a döner:
“Daha sen beni bile yenemezsin”.
Mahmut, Annesinin bu sözlerini hafif bir gülümseme ile karşılık verir. Asiye kadın söylediklerinde ciddidir.
“Sahi söylüyorum. Ben şöyle dizlerimin ve ellerimin üstünde duracağım. Gücün yeter de beni çevirebilirsen o zaman güreşmen için izin vereceğim, yok çeviremezsen bir daha güreşe müreşe gitmeyeceksin.”
Asiye kadının bu teklifini geri çevrilemez bir fırsat olarak değerlendiren Mahmut, belli ki annesinin nasıl bir kadın olduğunu bilmiyordu. Asiye kadın çok güçlü-kuvvetli bir kadındı. Öyle ki, bir gün, köyün yakınında tezek toplarken yanına sokulan nişanlısı Yakup’u (Mahmut Pehlivan’ın babası) tezek çuvalının içine sokup, sırtladığı gibi köye getirmişti.
Düşünmeden kabul etti annesinin teklifini. Odanın toprak zemini üzerinde başladı anayla oğulun güreşleri… Mahmut Pehlivan çabalıyor, çırpınıyor, fakat çevirmek şöyle dursun yerinden oynatamıyordu annesini. Nihayet bir süre sonra pes etmek zorunda kaldı kan-ter içinde.
Bir süre uzak kaldı güreş meydanlarından anlaşma gereği. Ekini, toprağı ile meşgul oldu. Asiye kadın da memnundu hayatından.
Aradan zaman geçmiş, Mahmut geçen zaman içinde daha da gürbüzleşmiş, tam bir delikanlı oluvermişti. Zaman zaman annesi ile şakalaşır, oynaşır, O’na hissettirmeden test ederdi kendini. İşte bir gün böyle bir oynaşma sırasında annesinin kuşağından tuttuğu gibi savurmuş, bir eliyle ayaklarını yerden kesmiştir Asiye kadının… Asiye kadın duygulanır, gözleri dolar. Anlamıştır Mahmut’un niyetini. Hem ana, hem baba olarak, böylesine yiğit bir evlat yetiştirmiş olmanın gururu yansır gülümseyen yüzüne. Kim bilir ‘Ah… Yakup yaşasaydın da görseydin bu günleri’ diye bir iç geçirir. Paylaşmak ister sevincini, yıllar önce ahirete yolcu ettiği yareniyle… Bir elini Mahmut Pehlivanın omzuna koyar,
“Yürü oğlum; artık sen pehlivan olmuşsun. Cenab-ı Allah benim kuvvetimi de, Hazret-i Ali’nin kuvvetini de sana versin.” diyerek Mahmut’un pehlivanlığını onaylar.
Yöre halkı, o tarihten sonra, Mahmut Pehlivan’ı izler güreş meydanlarında tüm azametiyle. Ünü kısa zamanda çevre köylere, kasabalara, vilayetlere yayılır.
GÜREŞLERİ
Torunu Ahmet YANALAK anlatıyor: “Köyde geçen, televizyonsuz, uzun kış geceleri, komşularla, karşılıklı ziyaretlerle geçerdi. Bu ziyaretlerde sohbetin konusu, bağ-bahçe, tarla-taban dolaştıktan sonra her defasında Hasbekli Mahmut Pehlivan’a gelirdi. Rahmetli babacığım başlardı anlatmaya… Eve bir misafir geldiğinde, ya da gittiğimiz her ziyarette tekrarlanırdı bütün bunlar. Babacığım usanmadan anlatır, anlatır, anlatırdı… Bizler de aynı hikâyeleri defalarca dinlerdik böylece. Aynı hikâyeleri, sanki bir metinden okuyormuşçasına anlatırdı. Hiç değiştirmeden ve aynı ifadelerle…
Kar, yağmur, çamur, hasılı sıkıntılarla dolu bir kışı daha geride bırakmış, kuş cıvıltılarının kuzu sesine, çimen kokularının toprak kokusuna karıştığı tertemiz, pırıl pırıl bir baharın yaşandığı günlerde bir yandan düğün hazırlığı sürmektedir Esat Bey’in konağında. Bir yandan çevre köylere, kasabalara okuntu salınırken öte yandan gelen davetlileri yedirip-içirmek, ağalığın, beyliğin şanına yakışır biçimde ağırlayabilmek için hummalı bir çalışma devam etmektedir.
Köy düğünü olur da güreş olmaz mı? Gün evveli çevre köylerdeki, kasabalardaki pehlivanlara okuntu salınmış, pehlivanlar birer ikişer toplanmışlardır bile. Hasbekli Mahmut Pehlivan, Esat Bey ile arasında geçmişte yaşanan tatsız bir olay sebebiyle ne düğüne ne de güreşe davet edilir.
Düğün başlar, er meydanı kurulur. Boy boy pehlivanlar güreşe tutuşur harman yerinde. Kıran kırana geçen güreşlerden sonra “ayak”, “orta” ve “başaltı” nda ödüller sahiplerini bulur. Sıra “başpehlivanlık” güreşine gelmiştir. Mahmut Pehlivan korkusuyla bu kategoride çok fazla başpehlivan gelmemişti. İkisi Hasbek’ten, olmak üzere üç pehlivan vardı başa güreşecek. Habekli pehlivanlardan biri Mahmut Pehlivan’ın kardeşi Ali Pehlivandı. Ağabeyi güreşecek olsaydı katılmayacaktı belki ama O’nun yokluğunda “Başpehlivanlık” ödülünü alabileceğini düşünüyordu.
Güreş başladı. Ali Pehlivan “bay” çektiği için (Bay: çeşitli spor organizasyonlarında katılımcı sporcu veya takımın belirli bir aşamada çeşitli sebepler yüzünden planlı bir şekilde mücadele etmemesini anlatır), diğer iki pehlivanın galibiyle güreşecekti. Çevrede “Kara Gili” adıyla tanınan Hüseyin Pehlivan, Mahmut Pehlivan ile karşılaşmayacak olmanın moraliyle üstün bir oyundan sonra Hasbekli pehlivanı alt etmiş, kısa bir dinlenmeden sonra ikinci güreş de başlamıştı. Başlamıştı başlamasına ama ikinci güreşin neticesi de birincisinden farklı olmayacaktı. Diğer pehlivanlardan daha iri yapılı olan “Kara Gili” üstünlüğünü Ali Pehlivan’a karşı da sürdürür, adeta kedinin fareyle oynadığı gibi oynar onunla.
Hasbek’te düzenlenen güreşlerde başpehlivanlık ödülü çoktandır köyün dışına çıkmıyordu; ancak bu sefer bu tılsım bozulacak gibiydi. Güreşi bu endişeyle takip eden Hasbekliler arasında “Ah şimdi Mahmut Pehlivan olmalıydı.” diye söylenmeler başladı. Esat Bey’in aklından da geçmiyor değildi bu düşünceler ancak bir türlü gururunu yenememiş, çağıramamıştı Mahmut Pehlivan’ı. ilk adımı ondan beklemişti. Mahmut Pehlivan da çağırılmadığı bir düğüne gitmektense işiyle meşgul olmayı uygun görmüş, karasabanı alıp tarlaya gitmişti.
Güreş Hüseyin Pehlivan’ın üstünlüğü ile devam ediyordu. Hasbekliler sonuçtan tamamen ümitlerini kesmişlerdi. Mağlubiyeti kolay kolay kabullenemiyorlardı. Hüseyin Pehlivan’ın spor ahlakına uymayan şımarık davranışlar sergilemesi seyredenleri büsbütün çileden çıkarmıştı. Nihayet Ali Pehlivan’ın üstünde güreşi sürdürürken bir yandan madımak toplayıp yemesi bardağı taşıran son damla oldu. Esat Bey gururu bir tarafa bırakıp çevresindekilere beklenen emrini verdi: “Gidin getirin şu adamı!”. Hemen bir atlı çıkarıldı yola.
ahmet.kocak16@hotmail.com

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder