HASBEKLİ MAHMUT PEHLİVAN -3
Haberci birkaç dakika içinde Mahmut Pehlivan’a ulaştı, nefes nefese anlattı olup biteni. Hüseyin Pehlivan’ın, kardeşi Ali Pehlivan’a yaptıkları çok kızdırmıştı O’nu. Habercinin atına atladı, camızları eve götürmesini tembihledikten sonra uçarcasına at sürdü köye doğru. Doğru harman yerine gitti. Halk bir masal kahramanını karşılar gibi karşıladı Mahmut Pehlivan’ı. Daha atından inerken kalabalıktan birine evden kispetini getirmesini söyledi. Esat Bey’i soğuk bir yüz ifadesiyle selamladıktan sonra, kalabalık içinde kardeşini aramaya başladı göz ucuyla. Ali Pehlivan, başı dizlerinin arasında, yorgun, ağlamaklı oturuyordu tek başına. Ağabeyinin gözlerini üzerinde hissediyor, utancından kaldıramıyordu bakışlarını göz göze gelmemek için. Kardeşinin bu hali Mahmut Pehlivan’ın üzüntüsünü de hırsını da bir kat daha artırdı. Gömleğinin düğmelerini çözmeye sabrı kalmamıştı. Yakasından tuttuğu gömleği yırtarak çıkarmıştı bir hamlede. Atıverdi kendini güreş meydanına.
Mahmut Pehlivan’ın peşrevi de güreşi kadar seyre değerdi; ancak bu sefer kısa tuttu peşrevi. Hasmının üzerine atılmak için sabırsızlanıyordu. “Ya Allah” diyerek hamle yaptı aslan karşısında, kaderine razı bir ceylan masumiyeti ve çaresizliği içerisindeki Hüseyin Pehlivan’a doğru.
Sonu ceylanınkinden farklı olmadı Hüseyin Pehlivan’ın. Daha ilk hamle de altında kalmıştı Mahmut Pehlivan’ın. O buna zaten razıydı. Farklı bir sonuç bekliyor da değildi. Kardeşi Ali Pehlivan’a yaptıklarından sonra Mahmut Pehlivan’ın kendisini sakatlayacağından korkuyordu. Kim bilir bu O’nun belki de son güreşi olurdu. Bu duygular içerisinde kendini Mahmut Pehlivan’ın karşı konulmaz gücüne ve vicdanına teslim etmişti.
Mahmut Pehlivan, rakibini bacaklarının arasına almış kendisi de yere uzanmış vaziyette ellerini kullanmaksızın bir o yana bir bu yana çarpıyordu. Biraz önce yaptıklarından sonra böylesi bir ezayı çoktan hak etmişti. Böyle düşünüyordu istisnasız seyredenler. Bir ara Esat Bey oturduğu yerden kalktı, pehlivanların yanına kadar yürüdü.
“Hüseyin” diye seslendi. Hüseyin Pehlivan aslanpençesindeki ceylan misali kan-ter içinde:
“Buyur Ağam”.
“Biraz önce yediğin o madımaklar yine buradalar bak; niye yemiyorsun?’
Bu sözler Hüseyin Pehlivan’ın yarasına tuz biber olmuştu temelli.
“O madımakları gözüm görüyor mu ki Ağam?” diye cevap verir mecalsiz.
Mahmut Pehlivan Esat Bey’e sitemini belli edercesine yüksek sesle:
“Ağa Ağa… Hüseyin’i bırak, üçünü sal üçünü!” diye bağırarak diğer üç başpehlivana birden meydan okur. Bu, Hüseyin Pehlivan için kurtuluş olur. Yeni bir güreşi başlatmak üzere Mahmut Pehlivan ile Hüseyin Pehlivan arasındaki güreş bozulur. Şimdi Mahmut Pehlivan aynı anda üç pehlivana karşı güreşecektir. Güreş meydanlarında bir benzeri daha olmayan bu uygulama nihayet başlar. Mahmut Pehlivan kısa bir süre içinde bu üç başpehlivanı da un çuvalı gibi yığar üst üste.
TAHTA KIRAN HASBEKLİ MAHMUT PEHLİVAN
Mahmut Pehlivan kariyerinin en önemli güreşini Adana’da bir Fransız’a karşı yapmıştır. Ticaret maksadıyla gittikleri Adana’da bir emrivaki ile ‘insan azmanı” diyebileceğimiz bir Fransız’ın karşısına çıkarılan Mahmut Pehlivan üstelik hiç güreşmediği tarzda bir güreşe de mecbur edilmiştir. Geniş meydanlarda güreş tutmaya alışık olan Mahmut Pehlivan kurdurulan daracık bir ringde ve Grekoromen sitilde, üstelik kendisinden iki misli daha ağır bir insan azmanına karşı gerçekleştirir bu güreşini.
Bu güreşi de uzun uzun anlatarak siz okuyucuların sabırlarını zorlamak istemiyorum; ancak şu kadarını söylemeliyim ki; Hasbekli Mahmut Pehlivan kendisinden hiç ama hiç beklenilmeyen bir galibiyeti ringi göçürerek almış, bu güreşiyle de Adana yöresinde ünü artmış; kendisi o güreşinden sonra “Tahta Kıran” namıyla anılır olmuştur.
Hayatındaki tek yenilgisini Sicimoglu Halil’i de yenmiş olan Kıbrıslı Ahmet’in elinden almıştır.”
EFSANELER
Birçok pehlivan gibi Mahmut pehlivan da halk tarafından efsaneleştirilmekten geri duramadı. Tarihimizden çokça pehlivanların akla hayale sığmayacak deyişlerinin sebepleri halkın onlara duyduğu müthiş sevgidir. Bu her ne kadar güzel ve hatta kutsal olsa da gerçeği bulmak isteyen bizim gibiler için de bir o kadar uğraştırıcı oluyor. Şimdi yine torunu Ahmet YANALAK’ın sözleri ile devam edelim:
“Köy odalarında en çok anlatılan hikâyelerden birisi de “Hasbekli Mahmut Pehlivan” hikâyeleridir. İşte o hikâyelerin en çok bilinen, tekrarlananlarından biri:
Mahmut Pehlivan’ın ünü köy, kasaba derken çevre vilayetlere kadar ulaşmıştır. İşte o vilayetlerden birinde yaşayan anlı-şanlı bir başpehlivan, Hasbekli Mahmut Pehlivan’ın ününü duyar ve der ki: “Varayım gideyim şu pehlivanı bulayım, tanıyayım; anlatıldığı gibi midir, göreyim.” Bu düşünceyle yola çıkar. Günlerce at üstünde yol aldıktan sonra, artık Hasbek’e yaklaştığını düşünerek o sırada yol kenarında öküzleriyle ekin ekmekte olan bir çiftçiden yol sormak ister. Bu düşünceyle çiftçiye yaklaşır, selam verdikten sonra çiftçinin saçtığı tohumdan bir avuç alır. Parmaklarının arasında tohumluk buğdayı ezerek un eder. Çiftçiye:
“Bu ne hemşerim un mu ekiyorsun?” diye takılarak böylece yaptığı işin fark edilmesini de sağladıktan sonra devam eder:
“Buraların yabancısıyım. Hasbek’e gidiyorum. Yolu bilmiyorum. Sora sora buraya kadar gelebildim. Daha yolum var mı? Bana yolu tarif eder misin?” der. Çiftçi yolcunun avucundaki una kayıtsız bakar, sonra karasabanın tutağına çökerek, sabanın ucunu öküzlerle birlikte havaya kaldırır. Sabanın yönünü, ucunda öküzler olduğu halde sağa doğru çevirerek:
“Şu karşıda minaresi gözüken köy var ya! İşte Hasbek orası.” der… ahmet.kocak16@hotmail.com

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder